top of page

Arama Sonuçları

Boş arama ile 30 sonuç bulundu

  • “Nöbetler Başladıktan Sonra Yurt Meselesinin Tahmin Ettiğimizden Daha Ciddi Olduğunu Anladık”

    Barınamıyoruz Hareketi ile Gençliğin Barınma Mücadeleleri Üzerine Söyleşi: Ozan Bal 22 Kasım 2022 Üniversitelerin yüz yüze eğitime döndüğü Eylül 2021’de bir grup gencin sokakta yatarak başlattığı eylemlerle ortaya çıkan Barınamıyoruz Hareketi, Türkiye’nin her yerinden nitelikli barınma hakkından mahrum gençlerin sesini duyurmaya devam ediyor. İstanbul Gençlik Araştırmaları Merkezi olarak biz de gerçekleştirdiğimiz ilk söyleşimizle gençliğin barınma mücadelelerini Barınamıyoruz Hareketi’nden Ebru Sert’ten dinliyoruz. İki bölüm halinde yayınladığımız söyleşinin birinci bölümü: İlk eyleminizde üniversitelerin yüz yüze eğitime dönüşünden sonra İstanbul’da yaşanan kira artışlarına tepki göstermiştiniz, sonraki süreçte ise Türkiye’nin her yerinden yurt sorunlarının gündeme getirilmesine önayak oldunuz. Hareketin oluşum safhasında nasıl bir öngörünüz vardı ve bu zamanla değişti mi? Yani bir konut krizi hareketi olarak mı yoksa bir yurt problemleri hareketi olarak mı yola çıkmıştınız? Ya da istediğiniz bu ikisi arasında bir hat örmek miydi? Başlangıcında aslında biz yurt meselesini bu kadar tahmin etmiyorduk. Biz bunu konuştuğumuz zaman Ağustos sonlarıydı yaklaşık. Zaten Eylül'ün 19’unda da ilk nöbeti yaptık. Biz o zaman dedik ki, iki dönem ilk defa üniversiteye gelecek, ilk defa üniversitesinin olduğu şehire gelecek, bir şekilde, tabii pandeminin yarattığı ekonomik krizden de kaynaklı olarak, emlakçılar ve ev sahipleri bunu fırsata çevirecek. Bir de üstüne bu kadar fazla kişi yurt bulmaya çalışacak. Normalde üçüncü sınıf bir öğrenci çoktan evine çıkmış oluyordu yani yurtta kalanlar genelde birinci ve ikinci sınıflar oluyordu. Şimdi üçüncü, ikinci, birinci sınıfların hatta dördüncü sınıfların hepsi bu şekilde kendine kalacak yer bulmak zorundaydı. Bu da yani haliyle hem bahsedilen konut krizi eğer gerçekten varsa, ki ben böyle bir şey olduğunu onaylamayarak bunu söylüyorum, bu sefer fiyata yansıyacaktır bu mesele. Yoksa da yine de öğrencilerin Ağustos başında kaydettikleri ilanlardan Ağustos sonuna, Eylül başına doğru kiraların iki katına, üç katına çıktığını gözlemledik. Çeşitli ibareler yer alıyor, memura ev, öğrenciye verilmez gibi. Buradan da zaten emlakçıların bunu kendi lehlerine çevireceklerini, yeni gelen en az iki dönem hiç üniversiteye gitmemiş öğrencilerin böyle bir durumla karşı karşıya kalacaklarını biliyorduk. Bizim eylemlere başlamamızın sebebi aslında haberlerde görüyoruz devlet yetkilileri konuşuyor, Emlakçılar Odası Birliği Başkanı konuşuyor, evler şöyle artacak böyle olacak ama öğrenciler adına kimse konuşmuyordu. Aslında biz bu meseleye öğrencilerin yani gençlerin konuşmasını ve konuşturulmasını sağlamak temelinde başladık. Nöbetlere başlarken ne kadar süreceğini bilmiyorduk. Böyle bir öngörümüz yoktu. Hatta ilk günden bu kadar destek alacağımızı düşünmüyorduk. Bir hafta sonra bu kadar destek alır diye düşünüyorduk. Ilk günlerde trendtopic’e girdi. Yüzlerce meselemiz oldu yani bir haftanın sonunda yaklaşık iki bin kişi form doldurdu. Bu formlarda şöyle bir çeşitlilik vardı. Bir kısım ben de barınma sorunu yaşıyorum diyenlerdi, bir kısım dayanışmada bulunmak istiyorum diyenler. O süreçte şöyle şeyler de yaşadık. Barınamıyoruz’un bir hattı vardı. O hattı arayıp işte ağlayan teyzeler, ben kızımı gönderemiyorum diyen babalar… Özellikle nöbetler başladıktan sonra biz meselenin gördüğümüzden, tahmin ettiğimizden daha ciddi olduğunu anladık. Çünkü mesela o bize ulaşanların bir kısmı çocuğumu yollayamıyorum, okulunu donduracağız ya da ben gelemiyorum üniversitenin olduğu şehire o yüzden okulu donduracağım, yapacak bir çözümüm yok diyenlerdi. Yani aslında artık bu barınma sorununun eğitim hakkının engellenmesine doğru gittiğini gözlemlemiş olduk. “Literatürümüze nitelikli barınma diye bir kavram girmiş oldu” Bu kadarını gerçekten tahmin etmiyorduk. Nöbetleri bitirdik, sonrasında bir konferans yaptık. Bu konferansa kadar bize çeşitli yurtlardan, özellikle KYK yurtlarından insanlar ulaşmaya başladı. Onun dışında birkaç yurtta eylemlerin görüntüleri atılmaya başlandı bize, özel mesaj olarak, paylaşıp yayar mısınız diye. Onlarla iletişime geçtiğimizde aslında yurtlarda çok fazla sorun olduğunu gözlemledik. Yurtların fiyatları geçen sene bu senekinden daha pahalıydı. Dört yüz elliydi. Haziran sonunda bir zamlandı ama şimdi bu Eylül'de tekrar geri çekildi. O dönem çok fazla ulaşım sorunu vardı yurtların, yemekhanelerde kıl çıkıyordu, böcek çıkıyordu. Biz o zaman fark ettik aslında buradaki barınma sorununun sadece öğrencilerin kalacak bir yer bulmasıyla alakalı olmadığını, o zamandan sonra da aslında literatürümüze nitelikli barınma diye bir kavram girmiş oldu. Yaklaşık geçen sene Kasım yani tam geçen sene bu zamanlardan itibaren aslında biz barınmak dört duvar ve bir çatı altında kalmak değildir, nitelikli barınma hakkı istiyoruz diye bir şiarla KYK yurtlarındaki arkadaşlarımıza ulaşmaya başladık. En son gördünüz mü bilmiyorum ama mesela Edirne Selimiye KYK yurdundaki görüntüyü fotoşop zannettik başta. Dedik ki dalga geçiyorlar yani bu da olmaz. Dev bir böcek ve normalde görmediğimiz bir böcek, yılan sokmuş vesaire. Gerçekten dalga geçiyor zannettim. Paylaşmadan önce bir bilgisayar mühendisi arkadaşa videoyu attık ve bu videoyla oynanmış mı diye kontrol ettirdik. O hayır oynanması mümkün değil dediği için biz videoyu paylaştık. Bu tarz şeyler yaşadık, çok aklımızın hayalimizin almayacağı ve benim gerçekten bir sene önceki perspektifimin yetmeyeceği sorunlarla karşılaşmaya başladık. Yurduna giderken bıçaklananlar, yolda hiç ışık olmadığı için, ulaşım olmadığı için bıçaklananlar, yemekten zehirlenenler, akan çamurlu sudan zehirlenenler, yatağında yılan ısıranlar yani çok çeşitli sorunlar olduğunu biz o zaman keşfettik. Şu anda Barınamıyoruz Hareketi neye odaklı diye baktığımızda aslında şu an anlık pratik olarak KYK yurtlarına odaklı bir durumdayız. Çünkü bu sorunları da çözebildiğimizi gördük. Yani şu ana kadar sekiz-dokuz yurttaki sorunu çözmüşüzdür. Onun dışında tabii öğrencilerin yine öğrenci evlerinde kalamaması, çok zor koşullarda kalması, iki-üç ek iş yapması okulundan feragat etmesi vs. ya da bir yerden sonra ailelerin yanına dönmesi yine gündemimizde. Ama aktif pratik çalışmalar açısından KYK yurtları şu an daha öncelikli açıkcası. Çünkü KYK yurtlarında yeni yönetmelik de değişti ve bu yönetmelik yurttan atılmayı çok kolaylaştırıyor. Yani bir grupta herhangi kötü bir şey söylemek, bu gün yemek kötüydü desen bile, yönetim atabiliyor seni, böyle bir hakkı var artık yönetmeliğe göre. Bunun gibi çeşitli aslında öğrencileri belirsizlik haline sürükleyen ve korku iklimine sokan uygulamalara karşı mümkün mertebe bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Başlangıçta bunu tahmin etmiyor muyduk? Hayır gerçekten tahmin etmiyorduk. Açıkçası ben meselenin bu kadar büyük olduğunu da biz nöbete başladıktan sonra fark ettim. Dediğim gibi bizim fark edemediğimiz çok fazla şey ortaya çıktı. Çok fazla insanın bundan muzdarip olduğunu ve aynı zamanda bundan muzdarip olmayan çok fazla insanın da bir şeyler yapmak istediğini gözlemlemiş olduğunu gördük. Barınma sorununa önemli ölçüde dikkat çektiniz. Bu ilk etapta önemli bir kazanım olarak değerlendirilebilir. Diğer yandan kimi söylemleriniz toplum genelinde bir barınma sorununa ya da belki Engels’e referansla konut krizine işaret ediyor olsa da, daha çok üniversite yurtları etrafında karşılık buluyor gibisiniz. Sizce durum ne, barınma sorununu nasıl tanımlıyorsunuz ve hedeflediğiniz biçimde tartışıldığını düşünüyor musunuz? Biz geçen sene ilk başladığımızda çok çeşitli karalama kampanyalarına maruz kaldık. İçişleri Bakanı çıkıp işte hepimizi çeşitli harflerin yan yana geldiği belli örgütlere yerleştirdi, adını bile duymadığımız. Cumhurbaşkanı çıkıp bunlar öğrenci değildi vs. söylemlerde bulundu. Yani biz bunların hiçbirine cevap verme gereksinimi dahi duymadık. Çünkü bizim ulaşmak istediğimiz kitle bu sorunu yaşayanlardı ve bu sorunun yaşandığının farkında olmayan ama bir farkındalık halinde bir şeyler yapmaya meyledebilecek insanlardı. Biz bunlara ulaştıktan sonra gelen tepkileri çok dikkate almadık açıkçası. Ama bu tepkiyi verenler bir ay sonra Ekim sonlarında bütün büyük şehirlerde minimum bir tane belediye binasını öğrencilere açtı misafirhane adıyla. Süresi belli değildi, bir aylık mı açtı, üç aylık mı açtılar. Ama hala açık bu misafirhaneler. Bunu bir kazanım olarak görüyoruz açıkçası. Böyle bir sorun olmadığını iddia edenler bile bu sorunun olduğunu kabullenip aslında buna dair kendilerince bir çözüm geliştirmeye çalıştılar. Onun dışında, yurtlarda sadece meseleyi sosyal medyadan paylaşarak bitirmiyoruz, gönüllü bir avukat ekibimiz var, ulaşıyorlar çeşitli dilekçeler yazılıyor, mahkemelere çıkılıyor, davalar açılıyor. Bu davalar sonucunda yurda geri alınanlar oluyor ya da pisliğe dair kanıtlarla birlikte idari mahkemeye dava açıyoruz. Bazen çeşitli milletvekillerine onların bölgesinde olan yurtlarını aratıyoruz. Meseleyi acil çözmeleri için vs. Yani konut krizi zaten bir kapitalizm sorunu aslında. Kapitalizm değişmeden, yıkılmadan bu sorunun çözümleri de imkansız. Bir konut krizinin, bir mülkiyet krizinin… O yüzden bize sadece iktidar tarafından değil çok farklı yerlerden de çeşitli eleştiriler gelmişti. Bu meseleye sadece böyle bakamazsınız. Bu mesele böyle çözülecek bir mesele değil. İşte bu mesele devrim meselesi vs. gibi çeşitli doğru söylemler gelmişti. Biz de bunu kabul ediyoruz zaten. Konut krizi dediğin gibi Engels’den beri var olan bir şey zaten. “Bizim öğrencilerin barınma sorununa odaklanmamızdaki amaç, en dinamik yıllarının bu tarz sorunlarla heba olmasına karşı bir duvar örmek” Ama bu konut krizi de şu an bahsedilen o “İstanbul'da ev yok ki ya” tarzında bir konut krizi değil. Biz de bu yüzden aslında işte bütün göçmenlerin, kadınların, transların, Y kuşağının, X kuşağının barınma sorunundan ziyade bunların hiçbirini dışarıya atmayacak şekilde öğrencilere odaklanmamız gerektiğini düşündük. Bunun da nedeni işte belli bir geliri yok bu öğrencilerin KYK bursundan, kredisinden başka. Kendi hayatını inşa etmek için çok önemli bir yer üniversite. Büyük çoğunluk gelip burada okuyup işe başlayıp aslında bir çeşit özgürleşmesini sağlıyor. Aile evine dönen özellikle kadınlarda çok büyük sıkıntılar çıkıyor. Bizim öğrencilere ve gençlere odaklanmamızın sebebi aslında kendi gücümüzle alakalı bir şeydi. Yani biz bunun bu kadarını yapabileceğimizi ve bizim de büyük çoğunluğumuzun genç olduğunu bildiğimiz için bu kadarına odaklandık. Hatta arkadaşlar çeşitli sorunları dile getirip yani örnek veriyorum Boğaziçi’ndeki arkadaşlar kadınların ve transların barınma sorunu olduğunu söylediğinde… Yani bu bir hareket, sen buna dair neresinden ne yaparsan zaten bizim kabulümüz. Bizim ismimizle de yapabiliriz hiçbir sıkıntı yok ama bizim şu an gücümüz de buna yetiyor. Öncelik verdiğimizin de bu olduğunu herkese aktarmıştık. Hatta Y kuşağı barınamıyor diye bir ekibimiz var. Özellikle beyaz yakalılar. İşte onlar da barınma sorununa, kiraların çok arttığına dair kendi aralarında görüşmeler vesaire yapıyorlar ama bizimki gibi bir eylemlilik sürecine girmediler hiç. Ama bizim öğrencileri hedef almamızdaki amaç aslında en dinamik yıllarının bu tarz sorunlarla heba olmasına karşı bir duvar örmek. Gençleri şahsiyetsizleştirdiğini düşünüyoruz bu düzenin. Aslında bir şekilde kendi hayatı için arkadaşının hayatı için sıra arkadaşının hayatı için mücadele ederken şahsiyet kazanılıyor. Bir nevi de kazandık bu şahsiyeti. Bu sebepten Barınamıyoruz sadece öğrenci odaklıydı, öğrenci gençlik odaklıydı. Gönül ister tabii herkesin bu sorunu çözülsün ama herkesin sorunun çözülmesinde gerçekten tek yol olduğunu biz de düşünüyoruz. Barınma sorunu tanımınızı almışken, evsizliği nereye koruyorsunuz diye de soracağım. Zira öğrencilerin barınamamasını bir evsizlik hali olarak da düşünmek mümkün. Başlarda böyleydi aslında. Gerçekten mesela bizim de dört beş arkadaşımız farklı farklı şehirlerden İstanbul'a gelmişti, iki arkadaşımız da İstanbul'dan Kocaeli'ne gitmişti ve kalacak yeri yoktu. Yani akraba evi, arkadaş evi de bir yere kadar zaten. Mesela gerçekten parkta sabahladığımız zamanlarda eğer biz onu bir eylem biçimi olarak yapmasak da parkta sabahlayacak arkadaşlarımız vardı. Bu açıdan bizim için evet başta barınma sorununu evsizlik olarak alıyorum. İlk başta gerçekten dört duvarın ve çatının olmadığı bir halde… Dediğim gibi KYK yurtları mesela işin içine sonradan girdi. Bizim çeşitli deneyimlerimizle bir yerden sonra güçlenmemiz de işin içine girmiş oldu. Ama başta gerçekten öğrencilerin kalacak yeri yok diyerek çıkmıştık. Hatta ilk gün polis saldırısı tehdidi ile karşı karşıya kaldığımızda bir arkadaşımız bir söylemde bulunmuştu. “Bu insanların gidecek yeri yok ve bunların gidecek yerinin olmaması sorun değil de parkta yatması mı sorun” diye. Bizi o gün yirmi kişi aynı anda bir parkta yatmak eylemdir diye gözaltına almaya çalışmışlardı. Sonra gelen tepkiden özellikle sosyal medyadaki tepkiden sonra geri çekilmişlerdi. Yani başta evet buydu. Tabii ki sadece evsizlik değildi ama öğrenci evleri odaklıydı. Öğrenci evleri çok zamlanacak bu insanlar bu parayı verseler de sosyal hayatlarından kısacak, yemelerinden içmelerinden kısacaklar diye özellikle buydu. Sonrasında KYK yurtlarının çok çok büyük bir sorun olduğunu fark ettik. Çünkü eskiden KYK yurtlarında bu kadar eylem olmazdı. Bu kadar duymazdık yani. Yemekler kötü denilirdi ama öğrenci zaten yemekhanede yiyebildiği, dışarıda yiyebildiği için bu kadar söylenmezdi. KYK yemekhanesine sadece burun kıvırır geçerdi insanlar. Ama şimdi ekonomik durumu göz önüne alırsak insanlar KYK’da yemek zorunda artık. E buradan da kıl çıktığında, böcek çıktığında… Yani tabii burada da biraz eylemlilikte isyanların bulaşıcı olduğu fikri bence çok önemli. Çünkü biz ilk tweeti girdik, üç gün sonra başka bir yurttan biri direkt bize haber verdi, “biz bu akşam eylem yapacağız”. Kendi aralarında bile çok net değilken bize haber veriyordu, biz bu akşam eylem yapacağız diye. Görüntülerini atıyordu. Sonra başkası ilk önce bizimle iletişime geçip diğer yurt ne oldu diye bir sorup iki gün sonra biz eylem yapıyoruz karar verdik diye çıkıyordu. Çeşitli kazanımlar elde etmek çok önemli o açıdan. Çünkü besleyici oluyor, örnek gösteriyor. En azından bir ses çıkartıldığında, bir tepki gösterdiğinde çok basit soruların, çözülebilecek sorunların çözülebildiğini görüyoruz ama talep etmeme halinin özellikle pandemi döneminde çok yaygın olduğunu söyleyebilirim. O yüzden bu talep etmenin hak olarak görüldüğü noktaya da biraz zor ulaştık biz.

  • “Karabağ Savaşı ve Türkiyeli Ermeni gençlerin yalnızlığı”

    Direktörümüz Cihan Erdal ve araştırmacılarımızdan Dr. Öndercan Muti Karabağ savaşının yıldönümünde savaşın Türkiyeli Ermeni gençler üzerine etkilerini #EvrenselPazar’da kaleme aldı. 2020 yılının kasım ayında Azerbaycan ve Ermenistan arasında imzalanan ateşkes anlaşmasını, iki ülkenin sınırlarının nihai olarak tanınacağı ve Güney Kafkasya’ya istikrar sağlayacak bir barış anlaşmasının izlemesi bekleniyordu. Ancak ateşkes iki yılı doldurmadan, bu sefer Dağlık Karabağ’da değil Ermenistan’ın güneyinde yoğunlaşan çatışmalar meydana geldi. Karşılıklı suçlamaların ve can kayıplarının ardından Azerbaycan, Ermenistan’ın güneyinde birden fazla stratejik noktayı ele geçirdiğini duyurdu. Bakü’den, Yerevan dahil olmak üzere Ermenistan’ın aslında Azerbaycan toprağı olduğuna dair açıklamalar duyulmaya başlandı. Bu sınırlı ama simgesel işgale ve Ermenistan’ın varoluşunu sorgulayan resmi tezlere karşı çıkan Azeri aktivistler tehdit edilirken Türkiye muhalefeti ve hükümetinden Azerbaycan’a koşulsuz destek çağrıları yapıldı. Soykırım teriminin mucidi Raphael Lemkin’in adını taşıyan Lemkin Soykırımı Önleme Enstitüsü, Azeri yetkililerin ve devlet kontrolündeki medyanın kullandığı dili ‘soykırımcı’ niteleyip uluslararası kuruluşların dikkatini Azerbaycan askerlerinin işlediği savaş suçlarına çekerken Büyük Birlik Partisi Başkanı ‘Türk milletinin sabrının taşmak üzere olduğunu ve ‘Ermenistan’ı tarihten ve coğrafyadan silebilecek kudrette’ olduğunu hatırlattı. Peki Türkiyeli Ermeni gençler, Pantürkçü çevrelerle sınırlı kalmayan bu soykırımcı dil karşısında nasıl hissediyor? Türkiyeli Ermeniler 2020 yılında Türkiye’nin Azerbaycan’a askeri ve politik destek sağladığı savaştan beri kendilerini yalnız hissediyor. Ancak kamuoyunun ve toplumunun ‘Ermenistan’ı coğrafyadan ve tarihten ‘silme’ tehditleri ve savaşın Ermeniler üzerinde yarattığı acılar ve travma karşısındaki kayıtsızlığı Ermeni gençlerin bir arada yaşama umudunu iyice zayıflatmış görünüyor. Makalenin tamamını okumak için: https://www.evrensel.net/haber/474558/karabag-savasi-ve-turkiyeli-ermeni-genclerin-yalnizligi?a=j3sv

  • Gençlerle Birlikte Gençler İçin Araştırmak

    İstanbul Gençlik Araştırmaları Merkezi Lansman Etkinliği ve Forum 24 Eylül Cumartesi Cezayir Toplantı Salonunda gerçekleşti. İstanbul Gençlik Araştırmaları Merkezi Direktörü Cihan Erdal ile Koordinatörler Begüm Uzun, Demet Lüküslü, Derya Fırat ve Hakan Yücel’in sunuşlarıyla başlayan etkinlikte öncelikle Araştırma Merkezinin araştırmacı kadrosu, Danışma Kurulu ve dört ana çalışma alanı tanıtıldı. Merkezin gelecek dönem etkinlik ve projelerine ilişkin bilgilendirme yapıldıktan sonra foruma geçildi. Etkinliğin ikinci ve büyük bölümünü oluşturan forumda Merkez araştırmacılarının yanı sıra sivil toplum alanında gençler için çalışan örgüt ve platform temsilcilerinin, genç aktivistlerin katılımıyla su iki soruya dair tartışma yürütüldü: i) Türkiye’de gençlik araştırmaları alanının yöntemsel ihtiyaçları nelerdir? ii) “Özne olarak gençlik” anlayışıyla gençlik için eşitlik ve özgürlük temelli bilgi ve politika üretimi için araştırmaların, gençlik örgütlerinin ve sivil toplumun iş birliği nasıl güçlendirilebilir? Yaklaşık bir buçuk saat süren forumda yapılan tartışmada şu konulardan bahsedildi: Odak grup ve anket çalışmalarının karma olarak bir arada yapılması, etnografik çalışma yöntemleri ve dijital etnografinin kullanılması; anlam krizinin yaşandığı ve öznelerin geleceğe, kurumlara, arkadaşlığa, eş olmaya vb. toplumsal fenomenlere atfettiği anlamların kaybolduğu bir ortamda hermenötik yaklaşımın geliştirilmesi; gençlik politikalarının oluşturulma süreçlerinde gençlerin konumu; siyaset alanının gençlere yaklaşımı, kuşaklar arası çatışmalar ve gençlerle siyasal partiler arasındaki uçurumun nasıl aşılabileceği; önümüzdeki seçimler için ve seçimler ötesine geçen, sosyal adaleti, temsil adaletini, ekolojik adaleti hedefleyen gençlik ittifaklarını güçlendirmek; gençlerin barınma sorunu ve genç yoksulluğunu/yoksunluğa dönüşen yoksulluğu yenecek politikalar üzerine çalışmalar yapmak; ne istihdam ne eğitimde olan gençlerin deneyimlerine odaklanmak; gençlik örgütleri ve STK’larla birlikte sendikaları gençlik çalışmalarına dahil etmek; bilgi ve politika üretiminde, sivil toplum alanında toplumsal değişim için çalışan gençler, gençlik politikalarının geliştirilmesine odaklanan aktivistler, toplumsal hareketler içerisinde yer alan gençler, üniversite hareketi, üniversite kulüpleri içerisinde çalışan genç aktivistlerin mümkün olduğunca hiyerarşisiz geniş koalisyonunu inşa etmek; karar alıcıların gençler adına söylediklerini etkilemenin ötesinde gençlerin hak temelli eşitlenmesini hedeflemek; üniversitelerdeki baskı ortamı; üniversiteli gençlerin nitelikli ucuz isçiye dönüşmeleri; gençlerin kahve bile içemeyecek durumda olması/tüketim toplumundan dışlanır hale gelmesi, gençlerin kendilerini ifade edecekleri kamusal alanların çok kısıtlı olması ve kentle kurduğu ilişkinin dönüşümü üzerine düşünmek; Cumhuriyetin vaadi olarak ifade özgürlüğü ve refahın bugün geldiği nokta karşısında gençlerin yaşadıkları hayal kırıklığı; farklı alt kimliklere sahip gençlerin nasıl bir araya gelebileceklerini, bunun olasılıkları veya yaratacağı çatışma alanlarını kesişimsellik perspektifiyle birlikte tartışmak.

  • “Akademinin Beklenti Ufku"

    "Akademinin Beklenti Ufku": MSGSÜ, Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerinin Sanatçı yaşamına hazırlık süreci ve gelecek beklentileri” başlıklı araştırma Nisan 2022 itibariyle başladı Mimar Sinan Güzel Sanatları Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi tarafından desteklenen araştırmanın yürütücü ekibinde İstanbul Gençlik Araştırmaları Merkezi Koordinatörlerinden, MSGSÜ Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Fırat Şannan, Arş. Gör. Mehmet Akay, Sosyoloji Bölümü Doktora Öğrencisi Ayça Yüksel, Yüksek Lisans öğrencisi Ekim Veyisoğlu ve Lisans öğrencisi Şeyma Çopur yer alıyor. 2022 sonuna kadar devam edecek olan saha araştırmasının sonuçlarının 2023 başı itibariyle kamuoyuyla paylaşılması planlanıyor. Sanat alanına erişimin daralması, sanatçı yaşamına geçişin uzaması ve sanatsal angajmanı etkileyen diğer güncel sorun alanları Türkiye’de sanat eğitimi alanına dair tarihsel bakış açısıyla yapılmış pek çok araştırma mevcut olmakla birlikte, sosyoloji alanında bu kapsamda bir çalışma yapılmamıştır. Oysaki 1960’lı yıllar sonrasında Avrupa’da artık bir üniversite disiplini olan sanat eğitiminin, sanat alanına girişin gizli koşulu haline geldiği gözlemlenmiştir (Singerman, 1999). Türkiye’de de sanat alanının özerkliği tartışmalarının sanat galerilerinin gelişmesinin (Akay, 2001) yanı sıra sanat eğitimi düzleminde sürdüğü saptanabilir (Bakçay, 2015). “Akademinin Beklenti Ufku: MSGSÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Öğrencilerinin Sanatçı Yaşamına Hazırlık Süreci ve Gelecek Beklentileri” adlı projenin amacı, öncelikle, üzerinde sıklıkla konuşulan ancak bilimsel anlamda yeterince incelenmeyen bu alanda özgün bir araştırma gerçekleştirmektir. Sanat alanında lisans eğitimi alan öğrencilerin gelecek beklentileri, sanat alanına erişim ve girişleri, yakın dönemde yaşanan Covid-19 salgını, ekonomik kriz, genç işsizliği, Türkiye’deki sanat alanının küçülmesi, eğitim sonrası iş imkanlarının azalması, sanatçıların geçici ve güvencesiz konumlara mahkûm olması gibi çeşitli sebeplerle zorlaşmış, ‘beklenti ufukları’ daralmış görünmektedir. Ülkemizdeki gerek öğrenci gençliği (SODEV, 2021) gerekse sanatçıları ele alan araştırmalar (Yiğit, 2021) her iki toplumsal kategorinin kesişiminde konumlanmaya hazırlanan gençlerin de ciddi sıkıntılar içinde yer aldığını göstermektedir. Üç yılı aşkın bir zamandır devam eden Covid-19 salgını sanat okulunda okuyan gençlerin sadece gündelik öğrenci yaşamlarını (derslerin online olarak yapılması, sanat atölyelerinde üniversite hocalarıyla beraber yüz yüze çalışamamak, üniversite eğitim sürecinin olmazsa olmaz bir parçası olan okul içinde hoca-öğrenci ve öğrenciler arasında yürütülen sanatsal ve entelektüel tartışmalardan uzak kalmak, sürekli ertelenen sanatsal etkinlikler nedeniyle sanatsal üretimi sadece internet yoluyla takip etmeye çalışmak, sanat alanının gene aynı süreçte daralan üretimi gibi etmenler) değiştirmekle kalmamış, söz konusu öğrencilerin “sanatçı kimliğine”, “sanatçı yaşamına”, “sanatçı mesleğine” dair inançlarını zayıflatmış ve bu alandaki gelecek kariyerlerine ilişkin beklentilerini de ciddi sekteye uğratmış görünmektedir. Kuşkusuz bu talihsiz gelişmeler sadece, sanat bölümlerinde eğitimlerine devam eden üniversite öğrencileri üzerinde etkili olmamaktadır, ama söz konusu sanat öğrencilerinin hem eğitim sürecinde hem de eğitim sonrası çalışma yaşamına girmede çok farklı dinamiklere tabii olan sanat dışı (Sosyal bilimler, Fen bilimleri, Hukuk, Tıp, Mimarlık vb. Fakültelerine bağlı) bölümlerde okuyan öğrencilere göre salgından daha fazla etkilendikleri söylenebilir. Zira sanat okullarında okuyan öğrenciler yalnızca müfredatı öğrenmekle kalmazlar. Okulun kültürel atmosferinde, atölyelerde yaşarlar, toplumsallaşırlar, “sanatçı yaşamını” öğrenirler. Geleceğin sanatçı adaylarının ‘yatkınlıkları’, yani algı, beğeni ve değerlendirme kalıpları, bir başka deyişle ‘sanatçı habitus’ları sanat okullarının yaşayan ortamında gelişir ve bedene kaydolur. Öte yandan görece daha uzun zamandır devam etmekte olan daha temel bir eğilim bize günümüzde modern Batı toplumlarında ve Türkiye’de yetişkin yaşamına geçiş sürecinin (aileden ekonomik olarak özgürleşememek, çalışma yaşamına güvenceli ve sabit bir konumla başlayamamak, yeni bir aile kuramamak gibi etmenler yüzünden) uzadığını göstermektedir (Galland, 2001; Fırat, 2013). Yetişkin yaşamına geçiş sürecinin uzaması, yetişkin kimliğini oluşturucu bir tecrübe etme ve sorgulama dönem olan söz konusu evrenin beraberinde de uzamasını getirmiştir. Sanat okulu öğrencilerinin de çağdaş toplumlarda yaşanan bu sürecin dışında olduğu düşünülemez ve yetişkin sanatçı yaşamına geçişin uzadığından bahsedilebilir. Türkiye gibi sanat alanın kurumsallaşmadığı ülkelerde ‘sanatçı yaşamını’ kurmak hali hazırda sanat okulu mezunları içinde bile genellikle uzun yıllar sonunda mümkün olmaktadır. Sanat söz konusu olduğunda, öğrencilikten profesyonelliğe geçişin uzaması, genç kuşakların eskilerden özgürleşmesinin de gecikmesi anlamına gelmektedir. Söz konusu süreç, hem sanat alanı içindeki genç işsizliğine yol açmakta hem de sanat alanında görece egemen konumlara sahip olanlar karşısında alana yeni giren genç sanatçıları güvencesiz, esnek, sömürüye açık çalışma koşullarına mahkûm etmektedir. Özellikle sanat alanı gibi ‘maddi olmayan emeğin’ geçerli olduğu alanlarda, emek sömrüsü sembolik sermayenin paylaşımı vaatleriyle kolayca meşrulaştırılmaktadır (Bakçay, 2015). Bu bağlamda, MSGSÜ sanat bölümlerinde okumakta olan öğrencilerin sanata ve sanatçıya dair değer yargılarının ve sanatçı kimliğine dair düşüncelerinin, sanatçıya has yaşam tarzına yaklaşımlarının, Türkiye’deki sanat alanına dair düşünce ve eleştirilerinin, planladıkları sanat kariyerlerinin, öngördükleri sanat güzergahlarının, sanat alanına girişteki zorluklara ilişkin öngörülerinin, gelecek beklentilerinin analiz edilebilmesi için içinde bulundukları toplumsal gerçekliğin ve bu gerçekliğe eyleyiciler tarafından atfedilen anlamın okunması önem kazanmıştır. ‘Akademinin Beklenti Ufku’ araştırması sahası, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ne bağlı Fotoğraf, Geleneksel Türk Sanatları, Grafik Tasarımı, Heykel, Resim, Sahne Dekorları ve Kostümü, Sanat Eserleri Konservasyonu ve Restorasyonu, Seramik ve Cam, Sinema ve Televizyon, Tekstil ve Moda Tasarımı bölümlerinde 3. Sınıf ve 4. Sınıfta okumakta olan öğrencileri arasından ailelerinin gelir düzeyine bağlı olarak saptanan nesnel toplumsal konum, cinsiyet, etnik aidiyetler gibi farklılıkları gözeterek seçilen bir örneklem dahilinde her bölümden 6’şar öğrenci ile toplamda 60 adet derinlemesine görüşmeyi kapsamaktadır. Araştırmanın konu, sorunsal ve hipotezleri doğrultusunda saha çalışması için yapılandırılan derinlemesine görüşme cetveli soruları aşağıdaki temel başlıklar altında belirlenmiştir: Demografik sorular: yaş, doğum yeri, okula giriş yılı, lise türü ve mezuniyet yılı, ebeveyn ikamet yeri, öğrenim durumu, meslek/çalıştıkları iş. Sanat Eğitimi: Okula girişteki beklentiler, müfredata, dersler ve atölyelerin işleyiş biçimine, fakülte ve bölüm ve akademi hocalarıyla ilişkilere dair düşünceler, eleştiriler ve öneriler. Okuldaki Sanat Ortamı: Sanat tarihine ve güncel sanatsal yaklaşımlara dair (çeşitli etkinlikler kapsamında ve arkadaşlar arasında) okul ortamında yürütülen entelektüel tartışmalar. Sanatçı gençliğin stil oluşturucu kültürel ve gündelik yaşam pratikleri: Okuma alışkanlıkları ve kitap türleri, dinlenen müzik türleri ve grupları, takip edilen sergiler ve müzeler, gençlik argosu, giyim tarzı, tatil biçimleri, takip edilen (sanat, müzik, edebiyat, politika vd.) dergileri ve internet siteleri, sosyal medya kullanımı, bedensel bütünlük, bedensel farkındalık sağlayan sporlar ve alternatif sağlık arayışları, eğlence hayatı. Sanat okulu öğrencilerinin maddi varoluş koşulları: Aileden alınan destekler, barınmaya ilişkin çözüm yolları, burs ve geçici iş imkanları. Sosyal ilişkiler: Aile ile olan ilişkiler, arkadaşlık ilişkileri, aşk ilişkileri. Siyasi Angajman: Siyasi katılım, Ssiyasi partilere bakış, ulusal aidiyet, siyasi mobilizasyon. Sanatçı yaşamı ve Sanat Alanı: “Sanatçı kimliğine”, “sanatçı yaşamına”, “sanatçı mesleğine” dair düşünceler, Türkiye’deki sanat alanına dair düşünce ve eleştiriler, sanat kariyerleri planlama, öngörülen sanat güzergahı, alana girişteki zorluklara ilişkin öngörü, gelecek beklentisi ve yurtdışı planları. Referanslar Akay A., Fırat D., Göktürk P., Kutlukan M. (1995). İstanbul’da Rock Hayatı Sosyolojik Bir Bakış, Bağlam Yayınları: İstanbul. Bakçay E. (2015). “Sanat Eğitiminde Toplumsal Eşitsizliğin Yeniden Üretimi”, Sanat-Tasarım Dergisi, Sayı: 6 ISSN: 1309-2235 s. 7-16. Fırat, D. (2012). “Büyük Kentlerde Yaşayan Orta Sınıf Kökenli Eğitimli Gençlik ve Geliştirdikleri Yeni Yaşam Biçimleri”, Tübitak Proje Raporu. Fırat Derya, (2013). “Bit(iril)meyen Gençlik”, Gençlik Halleri: 2000’li Yıllar Türkiye’sinde Genç Olmak içinde, Der. Demet Lüküslü & Hakan Yücel, (Ed.) Efil Yayınevi: Ankara. Bourdieu, P. [1979] 2021). Ayrım: Beğeni Yargısının Toplumsal Eleştirisi, Nika Yayınları: Ankara, (Çev. Derya Fırat Şannan & Günce Berkkurt). Galland, O. (1984). Les jeunes, Paris, Éditions La Découverte, Paris. Galland, O. (1991). Sociologie de la Jeunesse L’entrée dans la vie, Armand Collin: Paris. Galland, O. (2001). «Adolescence, post-adolescence, jeunesse: retour sur quelques interprétations», Revue française de sociologie. No: 42-4, 611-640. Singerman, H. (1999). Art Subjects: Making Artists in the American University, Univ of California Press. Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) Gençlik Araştırması Raporu, 2021. Online erişim: https://sodev.org.tr/wp-content/uploads/2021/05/SODEV-Genclik-Arastirmasi-Raporu-19.05.2021.pdf Yiğit E. (2021). Prekaryanın Görünmeyen Özneleri: Pandemi Döneminde Sanatçılar (Ebook: https://www.edayigit.xyz/prekarya)

  • İstanbul Gençlik Araştırmaları Merkezi Yola Çıktı

    İstanbul Gençlik Araştırmaları Merkezi gençlerle birlikte, gençlerin perspektifleri ve ihtiyaçları doğrultusunda araştırmak ve üretmek, demokratik ve adil bir Türkiye’nin inşası için genç yurttaşların sözlerinin, hayallerinin, aktif katılımının güçlendirilmesine katkıda bulunmak için yola çıktı. Gençliği homojen bir kategori olarak düşünen, X, Y, Z gibi harflerle sınıflandıran, ya yücelten ya da tehdit olarak algılayan, oy deposu olarak araçsallaştıran yaklaşımların akademiden medyaya, siyasetten gündelik hayata yaygın olduğunu endişeyle görüyoruz. Türkiye’den ve Avrupa’dan gençlik çalışmaları alanından akademisyen, araştırmacı ve aktivistlerin ortak çabasıyla, farklı sosyo-ekonomik, ulusal, etnik, dinsel, cinsel kimlik ve aidiyetlere sahip gençlerin deneyimlerini anlamlandırmayı, gençlerin yaşadıkları eşitsizliklerle birlikte mücadele etmeyi, gençler için eşitlikçi, demokratik, özgürlükçü politikalar tasarlanması, geliştirilmesi ve uygulanmasına katkıda bulunmayı hedefliyoruz. İstanbul Gençlik Araştırmaları Merkezi yerel, ulusal, ve küresel düzeyde eşitsizlik, güvencesizlik, ayrımcılık ve adaletsizliklere maruz kalan gençlik gruplarının eğitim, sağlık, barınma, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi alanlar başta olmak üzere kamusal yararını gözeten, düşünce ve ifade özgürlüklerini genişletmeye odaklanan politika önerileri tasarlamak için yola çıktı. İstanbul Gençlik Araştırmaları Merkezi olarak gençlerle birlikte araştırma ve bilgi üretim faaliyetlerinin yanı sıra eğitim ve danışmanlık hizmeti vermeyi amaçlıyoruz. Çalışmalarımızı hem web sitemiz hem de Twitter hesabımız üzerinden takip edebilirsiniz.

  • “19 Ocak Kuşağı’nı Anlamak”

    İstanbul Gençlik Araştırmaları Merkezi Kurucu Direktörü ve Koordinatörlerinden Cihan Erdal’ın Dr. Öndercan Muti ile birlikte yürüttüğü “19 Ocak Kuşağı’nı Anlamak” başlıklı araştırma projesi Hrant Dink Vakfı Tarih ve Hafıza Araştırmaları Teşvik Fonunu kazandı. 2010 yılında Hrant Dink Vakfı destekçilerinden Dr. Alper Öktem’in girişimi ve katkılarıyla hayata geçirilen Tarih Araştırma Teşvik Fonunun çerçevesi 2013 yılı itibariyle genişletilerek ismi ‘Tarih ve Hafıza Araştırmaları Teşvik Fonu’ olarak güncellenmiştir. 1915’te sergilenen ve günümüzün anlayışıyla insan hakları savunuculuğu olarak değerlendirilebilecek vicdanlı davranışların yanı sıra yaşananların insani boyutlarının günümüze yansımaları, sonraki nesillerde bıraktığı izler ve farklı hatırlanma biçimleri araştırmaların kapsamına alınmıştır. Bu yönde yapılacak bilimsel çalışmaları teşvik amacını taşıyan Fona, 2017 yılında Harry Parsekian da katkılarıyla destek vermiştir. Hülya Adak (Sabancı Üniversitesi), Ayşe Gül Altınay (Sabancı Üniversitesi), Ayfer Bartu Candan (Boğaziçi Üniversitesi), Valentina Calzolari (Université de Genève), Deniz Kandiyoti (University of London), Raymond Kévorkian (Université Paris-VIII), Kerem Öktem (University of Venice) ve Arus Yumul’un (İstanbul Bilgi Üniversitesi) oluşturduğu Tarih ve Hafıza Araştırmaları Teşvik Fonu 2021 jürisi başvuranlar arasında yapılan sıralama sonucunda dört araştırmaya destek verilmesine karar verdi. Cihan Erdal ve Öndercan Muti’nin “19 Ocak Kuşağı’nı Anlamak” başlıklı projesi bu yıl destek kazanan dört araştırmadan biri oldu.

İstanbul Gençlik Araştırmaları Merkezi

İstiklal Cad. Aznavur Pasajı No: 108 Kat: 6 Beyoğlu / İstanbul, Türkiye

bottom of page