Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali Araştırma Raporunun “Ekonomik Sınırlılıklar” Tespitlerinin Düşündürdükleri
- 22 Nis
- 4 dakikada okunur

Prof. Dr. Demet Lüküslü & Doç. Dr. Hakan Yücel
(İstanbul Gençlik Araştırmaları Merkezi Koordinatörleri)
Habitat Derneği’nin Infakto RW ortaklığı ile yürüttüğü Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali Araştırması 2017 yılından itibaren tekrarlandığı için hem gençlerin iyi olma halini düşünmek hem de 2017’den bugüne gidişatın izlerini sürmek için değerli bir kaynak sunuyor. Bu araştırma dizisinin son araştırması da Mart sonunda paylaşıldı. 9–24 Ekim 2025 tarihleri arasında Türkiye’nin kentsel genç nüfusunu temsil eden 33 ilde, 18–29 yaş aralığındaki 1.403 gençle yüz yüze görüşmeler yoluyla yürütülen araştırma, gençlerin öznel iyi olma hâllerini ekonomik, sosyal ve siyasal boyutları ile tartışıyor ve gençler üzerine düşünen kurum ve araştırmacılar için farklı bağlamlarda çok değerli, ufuk açıcı veriler aktarıyor. Bu sebeple araştırma farklı açılardan gençlerin halini tartışma imkânı sunsa da biz bu yazıda asıl olarak ekonomik sıkıntıların genç olma halini ne derece etkilediğini gösteren veriler üzerinde duracağız. Araştırma verileri bize bugün özellikle ekonomik krizle beraber gençlerin iyi olma halinin ne denli etkilendiğini açıkça gösteriyor.
İş aramakta olmanın dayanılmaz ağırlığı: hayattan memnuniyet ve gelecek algısını etkilemesi
Araştırma, yaşam memnuniyetini etkileyen farklı faktörlere kafa yormamızı sağlıyor. Birincil faktörün çalışma durumu olduğunun vurgulanması hiç kuşkusuz çok önemli. Araştırma, 18-29 yaş arası gibi geniş bir yaş kategorisine odaklanınca çalışma durumunun etkisinin anlaşılmasına da olanak sağlıyor. Gençlerde yaşam memnuniyeti genel ortalaması %54 iken, çalışan gençlerde bu oranın %58’e ancak iş arayan gençlerde %27’ye düşmesi hiç şüphesiz çok dikkat çekici. Benzer bir fark gelecek beklentisi ile ilgili soruda da karşımıza çıkıyor. Çalışan gençlerin %50’si gelecekten umutlu olduklarını belirtirken, iş arayan gençlerde bu oran %16’ya geriliyor. Aslında çalışan gençlerde de durum çok parlak değil, iki gençten biri umutsuz; ancak iş arayan her yedi gençten sadece birinin geleceğe yönelik umut taşıyor olması vahim bir durumun işareti.
Önceki araştırmalarda iş arayan gençlerin daha düşük memnuniyet düzeylerine sahip olduğu gözlemlenmiş olsa da 2025 araştırmasının ‘çalışan-iş arayan’ farkının daha da açıldığını ve istihdamın gençler açısından çok daha merkezi bir konu haline geldiğini göstermesi, üzerinde düşünmemiz gereken bir durum. Aslında araştırma istihdamın önemini ortaya koymanın yanı sıra iş arama sürecinin ve iş bulamadığı için yetişkin statüsüne erişememe (adeta arafta olma) halinin gençler için ne derece yıpratıcı olduğunu da gösteriyor. Bu “arafta olma” hali hem geçmişe göre daha yoğun yaşanan hem de gençler arasında daha geniş bir kitleyi ilgilendiren bir hal. Dolayısıyla ne niteliksel ne de niceliksel açıdan marjinal bir sorun; aksine geniş kitleyi etkileyen ve önemli bir sorun.
Gençlerin en büyük kaygısı: iş bulma kaygısı
Farklı aralıklarla yapılan araştırma ilk yapıldığı 2017 yılından beri gençlerin iş bulma kaygısının ne kadar önemli bir kaygı olduğunu gösteriyor. 2017 yılında herhangi bir sebeple iş arasa kolayca iş bulamayacağını düşünen gençlerin oranı %69 idi, bu oranın 2025 araştırmasında %72 civarında olduğu görülüyor. Üstelik ne eğitimde ne istihdamda olan ev gençlerinde iş bulma kaygısına ilişkin oran %81’e yükselirken, iş arayan gençlerde bu %94 gibi çok yüksek bir oranda dile getiriliyor. Araştırma raporunun da önemle işaret ettiği gibi bu tablo, işgücü piyasasına doğrudan temas etmeyen ya da tamamen dışında kalan gençlerin kaygı düzeyinin çok daha yoğun olduğunu gösteriyor.
Ekonomik sorunlar karşısında “eğlence hakkı”: kısıtlı kültürel ve sosyal etkinlikler
Ekonomik sorunlar nedeniyle fiili olarak engellenen kültürel ve sosyal etkinliklere “eğlence hakkı” odağından bakılabilir. Eğlence hakkı, üzerinde yeterince tartışılmayan temel haklardan biridir. Oysa Birleşmiş Milletler tarafından imzalanmış Evrensel Çocuk Haklarından biri olan “Eğlence ve oyun hakkı” her çocuğun oyun oynama hakkı olduğunu, bunun temel bir hak ve gereklilik olduğunu ve bu ortamın çocuğa sağlanması gerektiğini belirtmektedir. Benzer bir düzenleme gençler için de geçerli olmalıdır. Bu konu aslında vatandaşlık ve vatandaşlık hakları üzerinden değerlendirilmelidir.
Araştırma pek çok açıdan gençlerin gündelik hayatlarının maddi imkanlar tarafından şekillendiğine işaret ediyor. Örneğin araştırma, gençlerin sosyal yaşamının ağırlıklı olarak düşük maliyetli ve yakın çevreye dayalı etkinlikler etrafında şekillendiğini gösteriyor. Arkadaşlarla bir araya gelindiğinde en yaygın faaliyetler kahve/kafe buluşmaları (%59), alışveriş merkezlerinde vakit geçirme (%37), evde zaman geçirme (%27) olarak belirirken, kurslar (%6), sinema (%4) ve tiyatro/konser (%2) yanıtını verenlerin çok sınırlı kaldığı görülüyor. Gençlere haftalık düzenli faaliyetleri sorulduğunda mahalle dışına çıkma (%51), şehir dışına çıkma (%7) ve kültürel etkinliklere katılım yanıtları gençlerin sosyal yaşamının ağırlıklı olarak düşük maliyetli ve yakın çevreye dayalı pratikler etrafında şekillendiğini ortaya koyuyor. Bekleneceği üzere, “arkadaşlarla yapılan aktiviteleri yeterli bulma” sorusuna gençlerin yalnızca %22’si (yeterli+tamamen yeterli) tatmin edici bir düzey ifade ederken, %32’si bu aktiviteleri “hiç yeterli değil” olarak değerlendirmekte, gençlerin yaklaşık yarısı (%46) ise “kısmen yeterli” yanıtını vermektedir.
Kronik hastalığı olan gençler ve engelli gençler üzerine çalışmalar yapmanın önemi
Araştırma, gençlerin yaşam memnuniyeti fiziksel sağlık koşullarıyla yakından ilişkili olduğunu ve sürekli hastalık ya da engeli bulunan gençlerin yaşam memnuniyetinin anlamlı biçimde daha düşük olduğunu göstermektedir. Araştırma raporunda da belirtildiği üzere öznel iyi olma halinin fiziksel sağlık koşullarıyla güçlü biçimde bağlantılı olduğunu görmemizi sağlıyor. Raporda dikkatimizi çeken ekonomik kısıtlılıkların kronik hastalığı olan ve engelli gençleri daha da büyük bir ölçüde etkilediği görülmektedir.
Sonuç olarak gençler arasında “iyi olma halini” istihdamda ya da eğitimde olmak pek de sağlayamıyor gibi görünse de araştırma istihdamın etkileri üzerinden (işsiz ve ne eğitimde ne istihdamda gençler üzerinden okunduğunda) bu alanın iyi olma haline etkileri anlaşılmaktadır. Tam da bu sebeple gençlik algımızın farklı gençleri içerecek şekilde değişmesi ve bütüncül gençlik politika önerilerinin farklı gençler ve talep ve ihtiyaçları üzerine odaklanmasının önemi ortaya çıkmaktadır.
Bu değerli araştırma raporunun tamamını okumak için bkz. https://habitatdernegi.org/yayinlar/
Konuyla ilgili başka okuma önerileri:
Ekonomik kısıtlılıkları bir anket çalışmasından yola çıkarak anlatan bu araştırmanın yanı sıra gençlerin kendi hikayelerini kendi cümleleriyle okumak ve anlamak isteyenler için Tuğçe Tatari’nin kaleme aldığı Gençler Nereye: Bir Kuşağın Peşinde çalışmasını tavsiye ederiz.




Yorumlar